Kısa Kısa Yorum – Joker, Sandman, Bir Kaç Netflix Dizisi vs.

Belli ki artık düzenli yazı yazma performansı gösteremiyorum. Böyle oturup detaylı bir yazı yazmaya yetecek kadar boş vaktim olmuyor (Eğer iki çocuğunuz varsa, tuvalete gitmek bile bir başarı oluyor :)). Yine de, kendi çapımda bir şeyler yapıyorum, hala belirli konularda belirli şeyler yazma isteğim var. Bu duruma geçici bir çözüm olarak “Kısa Kısa Yorum” kısmını yaratmayı uygun gördüm. Yazıldığı dönem yaptığım şeylerle ilgili kısa kısa yorumlar içerecek, bir nevi “preview” hissi yaratacak, belki uygun bir zaman bulunduğunda da oradaki konuların bazıları kendi Yorum sayfalarına da kavuşacak. Eğer siz de “Tutku Bey, burada kısaca yazdığınız şu konuyu detaylandırır mısınız?” ya da “Bu konuda tam yorumunuzu da okumak isterim” şeklinde talepleriniz varsa yorumlara yazabilirsiniz. O zaman bu anlamsız açıklamaca kısmını bitirip, neleri yorumlamışım görme zamanımız geldi. Buyurun efendim;

FilmYorum – Joker (2019)

Geek camiasındaki herkes öve öve bitiremedi, Oscar alacağının kesin olduğunu söyleyenler falan cirit atıyor meydanlarda. Ne üzücüdür ki ben çok beğenmedim. Yani kötü demeye dilim varmıyor ama ne tatmin edici bir Joker orijini olmuş, ne süper kahraman filmliğinden bağımsız başarılı bir film olmuş, ne de daha önce hiç görmediğimiz orjinal bir şey koymuş ortaya. Joaquin Phoenix’in performansı başarılı, onu bir kenara ayıralım, adam Oscar alsa şaşırmam, doğrudur. Ancak filmin geneline baktığımda oradan buradan çalıntı kısımların bir araya gelmesiyle (buna esinlenme ve referans diyorlar ama senaryodan direkt copy+paste yapmak ne zamandır esinlenme oluyor anlamıyorum) oluşturulmuş başarısız bir senaryonun, popülerliğinden faydalanma amacıyla bir şekilde Joker’e uygulanmasıyla ortaya çıkmış, zorlama ve sıkıcı dram sahneleriyle can damarımıza oynamaya çalışılmış, aslında belki 15 dakikada anlatılabilecek bir hikayenin film olsun diye uzatılmış haliyle karşı karşıyayız. Sadece Batman mitine yapılan göndermeler ve bir de Joker’in orijinine psikolojik rahatsızlık detayı eklenmesi (“Aaa bu karakterin gülme hastalığını Joker’e bağlayabiliriz”) hoşuma gitti. Hala en güzel orijin Killing Joke’daki.

ÇizgiRomanYorum – Sandman 6: Fabllar ve Yansımalar (2019)

Neil Gaiman’i çok geç tanıdım ve hala hakkını verebildiğimi düşünmüyorum. Sandman ise gerçekten kendisinin başyapıtı. O kadar detay, gönderme, öylesi uçuk fikirlerin oluşturduğu bütünlük falan inanılır gibi değil. Çoğu zaman çizgi romanlar bizi şaşırtır, eğlendirir, heyecanlandırır ama Sandman’in bu cildini okuduktan sonra direkt kelime anlamıyla “etkilendim”. Kendi kendime “Vay be, bunu buraya ancak bu kadar güzel oturtabilirdi” dedim. Özellikle sondaki 1001 Gece Masalları tarzıyla yazılmış hikaye sonuyla beni benden aldı. Bilmeyenler için Sandman Rüya Tanrısı Morpheus’un çeşitli hikayelerini anlatıyor. Kesinlikle belli bir tür ya da tarz kullanmıyor, kafasına göre tüm türlere ve tarzlara dokunuyor. Bu ciltte biraz daha Yunan/Roma mitolojisine daha yakın hikayeler anlatmayı tercih etmiş Neil Abi. Eğer hayatınız boyunca sadece bir çizgi roman serisi okumak zorunda olsaydınız tavsiye edeceğim eserlerden biri olurdu. Şöyle söyleyeyim, maddi olarak zor bir aydan geçiyor olsam da yedinci cildin siparişini (Kara cumanın hakkını verdim :)) vermekten kendimi alamadım.

DiziYorum – Final Space – S02 (2019)

İlk sezonunu şurada yazdım. Genel olarak eğlenceli olsa da aslen verdiği duygularla öne çıktığı dışında ilk sezondaki konuyu falan çok fazla hatırlamadan başladım ikinci sezona. Hemen karakterlere yeniden adapte oldum ve ağzım bir karış açık bir solukta bitirdim ikinci sezonu. İlkinde artık oturtmuş karakterlerle, bu sefer çok daha içten çok daha sıcak ve çok daha boğaz düğümleyen bir sezona imza atmışlar. Kafamda en ufak bir soru işareti olmadan tavsiye ediyorum bu işi. Diğer laçkalaşmış, laubali dizileri “uçuk” diye izlemeyi tercih edebilirsiniz ama burada aslında hiç empati kurulur gözükmeyen karakterlerin doğru anlatım ve kullanımla size nasıl sıcak ve içten geldiğini, bunca saçma konseptin nasıl bir bütünlüklü evren oluşturduğunu, bu kadar eğlenceli geçen bölümlerin bir anda size nasıl duygu seli yaşatabildiğini gördüğünüzde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hem eğlenceli, hem dolu yetişkin animasyonu arayanların tek ve en iyi tercihi Final Space. İzleyin, izletin.

ProgramYorum – The Toys That Made Us – S03 (2019)

Şurada zaten konseptten genel olarak bahsettim. Üçüncü sezonunda Ninja Turtles, Power Rangers, My Little Pony ve Amerikan Güreşi oyuncukları ele alınmış. Her biri (belki My Little Pony’yi ayırmak lazım) aslında çok ilgimi çeken temalar olsa da konseptin biraz miladını doldurduğunu düşünmüyor değilim. Yani evet ilgimizi çekiyor bu oyuncukların yaratılışları ama sanki hepsi üç aşağı beş yukarı aynı şekilde olmuş. Birinin aklına güzel fikir vermiş, önce olmamış, sonra çalışmış çabalamış, başarmış. Arada bir iki değişken oluyor ama çok büyük bir fark yaratmıyor. Yine hemencecik izledim, sevdiğim başka oyuncaklar olursa yine izlerim ama sektörün içini iyice öğrendikten sonra eskisi kadar etkileyici gelmediğini paylaşmak istedim sadece. Bir de Ninja Turtles’ın yaratıcılarını kanlı canlı görmek güzeldi.

ProgramYorum – The Movies That Made Us – S01 (2019)

Yukarıdaki oyuncaklısının filmlisi. Yakında da “The Songs That Made Us” gelirse şaşırmam, hatta güzel fikirmiş, duy beni Netflix. Şimdi zaten konsept aynı, işleyiş falan da hemen hemen aynı gidiyor. Peki film sektörüne bu konsept uymuş mu? Bence uymuş. Sektörün içine bakmak, sadece izleme imkanı bulduğumuz filmlerin, mutfaklarını görmek yine keyifli bir deneyim oluyor. Ha, yukarıda söylediğim etki kaybetme olayına bir çözüm oluyor mu tartışılır ama az da olsa bir tazelik getirdiği aşikar. Bu sezonda Dirty Dancing, Home Alone, Ghostbusters ve Die Hard’ı ele almışlar. Dirty Dancing’e bakmadım bile, ben de karşılığı yok. Diğerlerinin her biri, bendeki yerleri de ayrı olmaları sebebiyle son derece keyifliydi. Esas starların (spoiler Bill Murray, Macaluay Culkin ya da Bruce Willis yok yani) yer almıyor oluşu biraz hayal kırıklığıydı ama genel olarak bu sezondan tatmin oldum diyebilirim.

DiziYorum – Daybreak (2019)

En sona da çerezlik bir dizi bırakıp kaçayım. Daybreak “Ergen” dizisi konseptini “Kıyamet Sonrası” konsepti ile birleştirmiş ve ortaya çok eğlenceli bir sonuç çıkmış. Dizi öncelikle renkli kişiliklerle ortaya çıkıyor. Her birinin kıyamet öncesi ve sonrası varyasyonlarına göz atıyor olmak hoş bir renk katmış. İlk bir kaç bölüm size sadece Josh’ın hikayesini Josh’un gözünden anlatacakmış izlenimi verse de sonradan diğer karakterlere geçip olayı derinleştirmesi de güzel bir tercih olmuş. Bazı bölümlerde tema olarak farklı tarzları denemeleri de tek düzelikten kurtarmış. En güzel tercih de dördüncü duvarın tüm karakterlerce kırılabilmesi olmuş bence. Kendini ciddiye almayan, güzel zaman geçirmek için on numara dizi. Hayat değiştirmez ama yüzleri güldürür.

Kısa Kısa Notlar:

  • Oscar’lık süper kahraman (ya da fanstastik diyelim hadi) filmi istiyorsanız “The Shape of the Water“ı bir izleyin derim. Bu dandirik Joker’e Oscar verebilirler, sonuçta Akademi pek zevkli bir yer sayılmaz ama bu filmin neden Oscar hak ettiğini her saniyesinde anlayacaksınız.
  • DC’nin animasyonları bayadır beni baydı, özellikle artık çizimde hep aynı tarzı kullanmaları sebebiyle ama geçen “Superman/Batman: Public Enemies“i yeniden izleme fırsatı buldum. Keyifli bence. İzlemediyseniz bir şans verebilirsiniz.
Spread the love

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*