FilmYorum – Wonder Woman (2017)

Uyarı: Bu yazı Wonder Woman filmi ve hikayesi ile ilgili spoiler (heyecan kaçıran diye Türkçe’ye çevrilebilir sanırım) içerir. Ona göre okuyup okumama konusunda karar veriniz. Yoksa müessesemiz konuyla ilgili sorumluluk kabul etmez.

Künye

Yönetmen: Patty Jenkins
Oyuncular: Gal Gadot, Chris Pine, Robin Wright, Danny Huston, David Thewlis, Connie Nielsen, Elena Anaya
Tür: Aksiyon, Macera, Fantastik
Ülke: ABD, Vizyona Giriş: 2 Haziran 2017, Süre: 2 saat 21 dk

Giriş

DC’nin sinema evreninde herkesin ağız birliği yapıp “Hah tamam, bu oldu işte” dediği bir film gelmemişti. Şimdiye kadar “Man of Steel” başrolündeki karakteri anlamadığı, “Batman v Superman” çok fazla şey anlatmaya çalıştığı, “Suicide Squad” ise tutarlı bir film olamaması gibi sebeplerle (Bilare detaylı bir yazıda hepsini teker teker konuşuruz) hem eleştirmenlerin, hem de izleyicilerin uçlarda fikir sahibi oldukları filmler olarak DCEU evreninde yerlerini aldılar ve bizi de bu çok sevdiğimiz kahramanlarla ilgili “hak ettikleri değerde bir film izleyemeyeceğiz galiba” korkularına gark ettiler. Neyse ki en sonunda büyü bozuldu. Bayram zamanıdır dostlar, DCEU’nun en yeni filmi “Wonder Woman” hiç tartışmasız güzel bir film.

Hikaye

Film Wonder Woman’ın orijin hikayesini çizgi romanlardaki halinden çok değiştirmeden, hemen hemen aynı şekilde aktarıyor. Zeus’un ve Kraliçe Hippolyta’nın kızı, Amazonların Prensesi Diana, Themiscra adlı tüm popülasyonu Amazon kadınlarından oluşan ve bütün dünyadan saklı olan bir adada küçüklüğünden itibaren savaşçı olarak yetiştirilmektedir. 1. Dünya Savaşı sırasında bir pilot olan Steve Trevor’ın uçağı kaza yapar ve tesadüfen bu adaya düşer. Onu takip eden Alman askerleriyle ölümüne bir mücadele veren Amazonlar, karşılaştıkları duruma şaşırsalar da dünyanın işlerine pek karışmak istemezler. Heyecanlı ve idealist Diana bu savaşın ölümcül düşmanları Ares’in işi olduğuna ikna olmuştur ve Steve’le beraber adadan ayrılarak bu duruma son vermeye kararlıdır. Bu vesileyle kostüm, kılıç, kalkan ve Doğruluk Kemendi’ni alan Diana savaşın göbeğine doğru yola çıkar. İşte hikayenin devamı Diana’nın dünyamızın bize normal gelen tuhaflıklarına şaşırışı ve dünya savaşını bitirme çabası falan.

Artılar/Eksiler

Şimdi filmin en başarılı işi, önceki DC filmleri gibi ölümcül bir günaha sahip olmayışı. Yani izlerken karakter dışı, alakasız, bu sevdiğimiz kahramanlardan bizi soğutacak hiç bir büyük hareket barındırmıyor. MoS’deki masumları düşünmeyen Superman ya da Superman’i gözünü kırpmadan öldürmeye meyilli Batman gibi bir durum yok. Yönetmen Patty Jenkins elindeki karakterin özelliklerini, sınırlarını, kişiliğini gayet güzel anlamış, buna uygun bir senaryo ile birlikte kahramanımızın karakteriyle son derece uyumlu bir hikaye çıkarmış ortaya. Hiç bir sahnede “Wonder Woman bunu yapar mı ya?” gibi bir tepki vermiyorsunuz. Yani ölen insanları kurtarmak için savaşın ortasına dalarken de, Ares’i gözünü kırpmadan öldürürken de hepsi bir tutarlılık içerisinde yer aldığından filmden soğuma ya da gereksiz bir gerginlik durumu olmuyor.

Jenkins’in bir diğer başardığı şey de karakterin öne çıkan özelliklerini abartmaması. Bunu en net feminizm yaklaşımında görüyoruz. Film “ben feminist olacağım” hırsına bürünüp, iki cümlede bir Wonder Woman’ın kadınlığı üzerinden mesaj verebilirdi. Ama bunun yerine iki cinsiyetin de eşit olduğu, aynı haklara sahip olması gerektiği mesajını, hem de altını kalın çizgilerle çizmeye uğraşmadan, basit, doğal bir o kadar da eğlenceli diyalog ve olay örgüsüyle vermeyi başarmış. Bu durum Diana’nın kapalı bir toplumdan modern dünyaya geçişi için de geçerli. Ne fazla naif, hiç bir şeyden anlamayan saf modunda, ne de bu dünyaya fazla hızlı adapte olmuş değil. Güzel bir denge yakalayarak hem bu durum itibariyle pek çok keyifli sahne yakalamışlar, hem dünyanın tuhaflıkları ile ilgili güzel mesajlar vermişler, hem de bunları yaparken karakterin inandırıcılığını da yitirmemişler.

Filmin bir diğer artı noktası da aksiyon sahneleri ve bu sahnelerin sunumu. Pek çok yerde fazla yavaşlatma efekti kullanıldığı için eleştirildiğini gördüm ve şaşırdım. Çünkü ben bu efektin dövüşleri daha estetik ve etkileyici hale getirdiğini düşünüyorum. Michael Bay filmlerindeki gibi ne olduğunu anlamadığım, hızlı karmaşık dövüş sahnelerindense, buradaki sahneleri her zaman tercih ederim. Açılış kısmındaki “Amazon vs Erkekler” savaşı ve filmin ortasındaki Wonder Woman’ın savaş sahnesine çıkışındaki akış ve kareografi inanılmazdı. Bu konuda tek eksi olarak sondaki “Boss” fight’ın tanrılar savaşıyor havasını verememiş olması ve filmin genelinden biraz kopuk olduğunu söyleyebilirim.

Aksiyon demişken ilk seçildiğinde önyargılı olduğum, BvS’de görene kadar desteklemediğim, BvS’den sonra ise daha iyimser yaklaştığım Gal Gadot bu filmde süper bir performans vermiş. Dezavantaj olarak gördüğümüz fiziksel olarak zayıf durması, o fettan hali veremiyor olması buradaki daha naif, dünyaya yeni yeni alışan Wonder Woman imajına son derece uymuş. Chris Pine’ın Steve Trevor’u ile de güzel bir sinerji yakalamışlar. Pine’ın rolü de hem WW ile tezat yaratması açısından, hem de WW’ın bir nevi Robin’i olması açısısından hikaye ve karakter gelişimine fazlasıyla katkıda bulunmuş. Themiscra’dan Antiope ve Queen Hippolyta’nın da güçlü kadın karakterler olarak Diana’dan aşağı kalmadıklarını, hatta kendilerinin solo filmleri olsa hayatta kaçırmayacağımı belirtmek istiyorum. Diğer yan karakterlerin de fazla arkada kalmaları ve çok bir numaraları olmasa da ağızda fena olmayan bir tat bıraktıklarını söyleyebiliriz.

Aynı olumlu durumu kötü karakterler için söyleyemiyoruz. General Erich ve Doctor Poison iyi birer fikir olarak başlamış ancak sonradan fazla karikatürize bir hal almışlar. Herkesin alay ettiği, Alman generallerini öldürüp kötü adam gülüşü yaptıkları sahne de bu durumun uç noktası. Filmin önemli sürpriz noktası Ares’in de hem yukarıda bahsettiğim dövüşün tatmin edici olmamasından hem de gerçek kimliğinin az da olsa tahmin edilebilir olmasından (Bu dünya savaş muhabbetinde fazla temiz duruyordu, bir de ekibin göreviyle fazla ilgiliydi, oradan hemen anladım Ares olduğunu) dolayı onun için de olumlu bir yorum yapamayacağız.

Yine olumlu konulara dönersek, hikayenin saf ve temiz bir kahramanlık öyküsü anlatıyor olması çok güzeldi. Şöyle klasik (klişe değil yalnız dikkat çekerim) bir kahramanlık hikayesi izliyor olmak, bunu da çok temiz ve akıcı bir şekilde yapabiliyor olmak kesinlikle keyifliydi. Hikaye yer yer (özellikle sonlara doğru) klişelere çok yaklaşsa da bu durumları düzgün ve doğal bir şekilde kullandığı için çok fazla rahatsız etmiyor. Yine de filmin son bölümünün ilk kısımlardaki çarpıcılık ve etkileyicilikten uzak olduğunu tekrar belirtmek lazım, ki filmi mükemmel olmaktan alıkoyan da bu oluyor.

Mizah dozajının yerinde ayarlanması, hiç bir espriyi abartıp saçma hale getirmemeleri, ciddi olunması gereken yerde de bunu başarıyla yerine getirebilmeleri de bir artı aldı benden. Ne çok fazla sululuk, ne de kasıntı bir ciddiyet vardı ve bu DC tadına çok uygundu. Genel olarak görsellerin, kostümlerin, dönemin yansıtılışının başarılı olduğunu düşünüyorum. Ortam olarak Birinci Dünya Savaşı’nın seçilmesinin de, İkinci Dünya Savaşından gına gelen bizlere bir tazelik sunduğu ve senaryoya da esneklik kazandırdığı (WW2 olsaydı, sonunda bir şekilde Hitler’e bağlamak zorunda kalacaklardı kesin) aşikar.

Sonuç

Sonuçta zannımca DCEU’nun en iyi filmi olmayı kolaylıkla başarıyor ve Justice League filmine olan motivasyonumuzu tartışmasız arttırıyor Wonder Woman. Hatta keşke bütün kahramanları bir araya getirmeden böyle solo filmlerle karakterlerin gönlümüze taht kurmalarını sağlayıp sonra BvS ya da Justice League’e geçseydik demeden edemiyorum. Bunun yanında DCEU’dan bağımsız olarak da izlenesi bir film olmuş. Umuyorum DC bu filmden pek çok dersler çıkarır ve bu da diğer DCEU filmlerine olumlu yansır.

Siz nasıl buldunuz Wonder Woman’ı? Beğendiniz mi yoksa bu film bile sizi kesmedi mi? Yorumlarda paylaşın tartışalım. Bir sonraki FilmYorum’da görüşene dek esen kalın.

Spread the love