DiziYorum – The Tick S01 (2016)

Meraba. Döndük biz. Biraz zor oldu ama işte buradayız. Neyse, yazı sinerjimi biraz kaybetmiş olsam da, the Tick dizisini yorumladığım bu yazıyı spoilersız bir şekilde (kaç günümü aldı) yazmayı başardım. Döndüler, çok bozmuşlar, artık spoiler veriyorlarmış gibi endişelere gerek yok. Rahat rahat okuyun.

Künye

Oyuncular: Peter Serafinowicz (The Tick), Griffin Newman (Arthur Everest), Valorie Curry (Dot Everest), Brendan Hines (Superian), Yara Martinez (Miss Lint/Janet), Scott Speiser (Overkill), Jackie Earle Haley (The Terror)
Platform: Amazon Prime
Tür: Macera, Komedi, Drama, Aksiyon
Ülke: ABD, Yayın Tarihi: 6 Aralık 2017 Bölüm Sayısı: 1. Sezon 12 Bölüm

Giriş

Şu anda süper kahraman mecralarının en popüler işi ne? The Boys. Popüler bir site olmak isteyenler neyi yorumlardı? The Boys. Biz hangi diziyi yorumluyoruz? The Tick. Neden? Çünkü şu sıkışık dönemde ancak süresi daha kısa olan, üzerinde çok düşünmek gerekmeyen ama yine de merak ettiğim bu diziyi izleyebildim ve bu benim sitem. Bir de işte AltDünya olduğumuz için hep alternatif şeylere bakıyoruz, ana akıma karşıyız falan demek isterdim ama öyle değil. Her türlü ilk boş zamanda izliycem. Popüler olmayabiliriz ama en azından dürüstüz.

The Tick nam-ı değer Kene bizim küçüklük zamanlarımızın en şahsına münhasır çizgi filmlerinden biriydi. Hayranlıkla izlediğimiz süper kahramanları tiye alan, muhteşem bir parodi yaratan, bunu da inanılmaz eğlenceli bir absürtlükle yapan çizgi dizimiz aklımda keyifli hatıralar bırakmıştı. Süper kahramanların bu kadar popüler olduğu bir dönemde ekmeğini süper kahraman parodisi yaparak kazanan kahramanımızın yeniden tezgah açması kaçınılmazdı ve Netflix’in acımasız düşmanı Amazon bu fırsatı kaçırmamıştı. Peki acaba kahramanımızı kanlı canlı görmek güzel olacak mıydı? Yoksa her nostalji baharında olduğu gibi hayal kırıklarımızı mı temizliycektik sonunda? Hepsi ve daha fazlası yazımızda. Buyrun.

Hikaye

Bolca süper kahramanın olduğu bir dünyadayız. Bu dünyada Arthur küçücük bir çocukken, şehrinin kahramanları Flag Five ile dünyanın en kötü adamı Terror arasındaki mücadelede babası gözlerinin önünde ölür. Bu durum haliyle Arthur’u biraz (psikolojik sorunlar falan işte) etkiler. İlerleyen zamanda Terror’un öldüğü düşünülse de, yetişkin bir adam olmuş Arthur bunun doğru olmadığını, Terror’un herkesi kandırdığını düşünmektedir. Onun tarafından yapıldığını düşündüğü bir silah kaçırma operasyonunu takip ettiği sırada, ilginç bir süper kahraman olan The Tick (Kene) ile karşılaşır. Arthur’un (kendisinde pek olmadığı için heralde) zekasından etkilenen Kene, kendisini yandaşı (burada yazar sidekick’i çevirdi) olması için ikna etmeye çalışır. Arthur bu işlere, özellikle de sudan çıkmış balık Kene ile girmek istemese de kader yolunu çizecektir.

Artılar/Eksiler

Şimdi öncelikle dizinin birebir çizgi filmden uyarlanmadığını söyleyerek başlamak lazım. Öyle bir beklentisi olanlar (ben mesela) hayal kırıklığına uğrayacak. Dizi pek çok noktada çizgi filmden farklı yöne gitmeye karar vermiş ve bu kararlar kağıt üzerinde anlaşılabilir dursa da, pratikte havayı biraz kaybettirdiğini söyleyebiliriz. Mesela dizinin adı Kene olsa da, izlediğimiz hikayenin odak noktası Arthur. Arthur’u merkeze koymak diziye farklı yönlere gitme, gerçekçiliğe daha bağlı olma, ayakları daha yere basan bir dizi olma fırsatı vermiş. Daha trajik bir hikaye anlatarak da dizinin tonunun da daha ciddi, karakterin de daha empati kurulabilir hale gelmesini sağlamışlar.

Ancak bu son saydıklarımın hiç biri çizgi filmin bende bıraktığı izlerle örtüşmüyor. Bu kararlar dizinin esas numarası olan absürtlüğünün de geri planda kalmasına sebep olmuş. Yine dizinin bu hali süper kahraman parodiliğini de kısıtlamış. Yani karakterler süper kahramanlarla alay etmek yerine onlardan biri olmaya çalışır havasındalar. Tüm bunlar birleşince de dizinin mizahı “gül gül öldük” beklerken “bazı yerler komikti” noktasında kalmış. Dizi ciddi bir dizi değil, yanlış olmasın. Ama komedisi genel olarak sizi gülümsetiyor, çok nadir yerlerde sesli gülüyorsunuz. Arthur’u merkeze koymak, Kene üzerinden yapılabilecek onlarca espri potansiyelinin kullanılmasının da önüne geçmiş.

Bunlar eski çizgi filme olan hislerim, yani nostalji unsuruyla alakalı. Eğer bu moddan bağımsız değerlendirirsek, elimizde ortalama üstü bir eğlenceli süper kahraman dizisi var. En güçlü yanı tartışmasız oyuncuları. Her bir karakter olması gerekeni fazlasıyla yerine getirmiş. Keneyi oynayan Peter Serafinowicz karaktere cuk oturmuş. Hem uzun boyuyla, hem de mizah yeteneğiyle karakterden beklenen o saf ama eğlenceli havayı çok güzel verebilmiş. İlk bölümdeki rezil kostümü de diğer bölümlerde retuşlayıp ideal hale getirmişler. Dizinin merkezinde olmaması hala hayal kırıklığı olsa da, spot ışığı üzerine geldiğinde dizinin en keyifli yanı olmayı başarıyor.

Ezik Arthur da dizinin yapısına çok güzel uyum sağlamış. Yan karakterler de aynı şekilde tam kıvamında. Bu noktada Jackie Earle Haley’nin Terror’unun altını çizmek gerek. Kendisinin Rorschach ve Freddy Krueger’ını bilenler için buradaki cheezy (valla tam Türkçe karşılığını bilemediğim için kullandım, sorry yani) kötü adam performansı ayrı bir keyif vermiştir diye düşünüyorum. Kullanılan diğer yan karakterler de gayet güzel olmuş ama şunu söylemeden edemeyeceğim, çizgi filmdeki her karakterden binbir çizgi romana yapılan referansları aradı gözlerim.

Dizinin hikayesi ve akışı ise gayet yerinde. Arthur’un orijini ana konu, Terror ile ilgili gizem ana konuyu çekici kılan unsur falan derken gayet sürükleyici bir iş ortaya çıkmış. Senaryo kağıt üzerinde sırandan ve fazla garantici görünse de anlatımda bir kaç keyifli fikirle tazelik katmışlar. Özellikle dizinin sizi bir yöne yönlendirip, çok kısa sürede ters köşe yaptığı kısımlar (spoiler veremediğim için tam örneklendiremedim ama Arthur’un Kene’yi kafasında koyduğu yer mesela) acayip keyifliydi. Tempo ve bölüm geçişleri de tam tadındaydı.

Sonuç

Klişe olacak ama hiç birşey çocukluk anılarınızın yerini tutmuyor tabi. Yine de sonuç olarak elimizdeki dizi dünyaları değiştirmiyor, potansyelini tam kullanamıyor olsa da bir şekilde sizi kendine bağlayıp neye uğradığınızı anlamadan diziyi bitiriveriyorsunuz. Yukarıda söylediğim gibi, eğer eski çizgi film aklınızda çok büyük iz bıraktıysa beklentileri biraz düşürmeniz diziden keyif almak için faydalı olacaktır. Ne kadar tam tatmin olmasam da güzel oyuncu tercihleri, ortalama üstü hikaye ve güzel bir anlatımla dizinin ilk sezonunu bir çırpıda bitirdim.

İkinci sezon daha iyi diyorlar (ki birinci sezonu da çok aşırı öven gördüm, o kadar değil) ama ondan önce şu Boys’un ikinci sezonuna bir şans verme eyilimindeyim, yorumlaması biraz sarkabilir. Belki başka şeyler yazarım, kimbilir. Neyse ilk yazıyı yazdık ya gerisi gelir heralde. Bir başka yazıda görüşene kadar esen kalın.

Spread the love

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın