DiziYorum – The Hollow S01 (2018)

Bu yazı Netflix’in yeni animasyonu The Hollow ile ilgilidir ve hiç bir spoiler içermez. Diziyle ilgili sadece fikir almak isteyenler gönül rahatlığıyla okuyabilirler. Niye bu kadar ciddi anlattım bilmiyorum.

Künye

Oyuncular: Ashleigh Ball, Connor Parnall, Adrian Petriw
Platform: Netflix
Tür: Fantastik, Aksiyon, Macera
Ülke: ABD, Yayın Tarihi: 8 Haziran 2018 Bölüm Sayısı: 10

Giriş

Netflix’ten son dönemde çok memnun değilim. Türkiye’de yatırımı mı kısıyorlar ne yapıyorlar, yeni eklenenler kısmındaki film ve diziler tatmin etmekten uzak. Tabii daha izlenmesi icap edenler ve vakitsizlikten izlenemeyen bir sürü iş var ama yine de o ilk aldığımdaki heyecanım yok açıkçası. Netflix’in orijinal işlerinde de böyle “mutlaka izlesem” dediğim, bir şekilde ali cengiz oyunları yapıp izlemeye çalıştığım çok bir şey de yok. İşte bu memnuniyetsizlikte, son derece alakasız bir şekilde tavsiye edilenlerde gördüğüm animasyon “the Hollow”a nedenini bilmediğim bir sebepten şans vermeye karar verdim. Peki bu tercihimden memnun muyum? Gelin bakalım.

Hikaye

The Hollow, ilk Testere’nin başladığına yakın bir şekilde başlıyor. Adlarının Adam, Mira ve Kai olduğunu ileride öğreneceğimiz üç genç tuhaf bir odada uyanırlar. Buraya nasıl geldiklerini, burasının neresi olduğunu, hatta kendi adlarını bile hatırlamamaktadırlar. Bir şekilde bu odadan bir tür bulmaca çözerek çıkarlar. Karşılarında tuhaf yaratıkların, bitmek tükenmek bilmeyen bulmacaların ve büyülü geçitlerin olduğu bir dünya vardır. Her biri ileride özel güçleri olduğunu da keşfedeceklerdir. Ekibimiz bir şekilde eve dönmek istemektedir. Bunu ancak ekip olarak, beraber çalışarak, bu dünyanın sunduğu gizemleri çözerek başarabileceklerdir.

Artılar/Eksiler

Şimdi dizinin ilk artısı süresi. Netflix yavaş yavaş binge (tek oturuşta izle) mantığından uzaklaşmaya başladıysa da (haftalık yayınlanan programları bile var artık) benim gibi vakti kısıtlı ve boş vaktinin zamanı belli olmayanlar için binge aslında mantıklı bir kültür. Bu dizi de 20 küsur dakikalık bölümleri ve toplamda on bölüm olmasıyla binge yapılmaya ideal bir dizi. Boş zamanlarımı kullanarak iki üç günde bitirdim, böylelikle ilgim dağılmadan dizinin tamamını izlemeyi başardım, ki izlemem icap eden, önem sırasında bu dizinin çok üstünde olan bir sürü dizi var. Buna rağmen oturup bu diziyi bitirdiysem en büyük sebeplerinden biri dizinin aşırı çok vakit almıyor oluşuydu.

Süresini geçtiğimizde dizide ilk ilginizi çekecek olan özelliği resimlerden de göreceğiniz çizimleri. Dizi 7+ olarak gelmiş olsa da, çizimleriyle “ben çocuklar içinim” diye bağırmıyor. İçerisinde bir sürü fantastik öge barındırmasına rağmen görsel olarak gayet derli toplu duruyor, şirinlik yapacağım diye zıbıtıp fazla zorlamadan, yine de gereğinden fazla gerçekçi de durmadan, yani bir animasyon olduğunu unutmadan başarılı bir görsel anlatım sunabiliyor. Hem yeterince yetişkinlere hitap edip, hem de çocuklara fazla yetişkin gelmemeyi başarmış olmaları bir artıyı hak ediyor. Ayrıca çizim tarzının dizinin aksiyonu ve fantastik oluşumlarıyla da güzel bir uyum yakaladığını söyleyebiliriz.

 

The Hollow’un en büyük artısı atmosferini belirleyen ve sürükleyiciliğini sağlayan merak unsuru. Dizi son bir-iki bölüme kadar nerede olduğumuzu, neden burada olduğumuzu ve bu tip baştan belirlediği gizemleri kesinlikle paylaşmıyor. Bunu yaparken de suyunu çıkartıp, üstünüze “Al sana gizem, daha fazla gizem” gibi hareketler yapmıyorlar. Her bölümde bir iki şey açığa çıkıyor, siz de olayların bir kısmının çözüldüğünü hissediyorsunuz ama ana unsur gizli kalıyor ve her daim merak edecek bir şeyler oluyor. Bu durum sizde hemen diğer bölüme geçme isteği uyandırıyor. Dizinin sezon finalinde bu soruların tamamına cevap veriyor olması, bir sonraki sezon da izlensin gerginliği yok. Sezonun tüm gizemlerini açıklayıp, bir sonraki sezona sadece göz kırpmakla (buradaki kelime oyununun başarısını dizinin sonunu izleyenler anlayacak, ben de kendimle gurur duyacağım) yetinmişler.

Merak unsurunun sürükleyiciliği iki ekstra durumla da desteklenmiş. Birincisi bölümlerin aksiyon dozajı. Gizemlerin sizi baymama sebeplerinden biri olayların sürekli hareket halinde olması. Bir gizem unsuru çıkıyor, sonra aksiyona dalıyoruz, aksiyon bir şekilde sonuçlanıyor, yeni bir merak çıkıyor, yine aksiyon. Böylece eldeki gizem üzerine gereğinden fazla ağırlık verip sizi baymasına izin verilmemiş. Diğeri de bölüm sonları. Bölümler arası geçişler güzel tasarlanmış, her bölüm başarılı bir cliffhanger ile (gerilimi verip bırakma diye çevirebiliriz herhalde) bitiyor, siz de “Ne olacak, ne olacak?” diye geriliyorsunuz, diğer bölümü açıyorsunuz. Bölümler de kısa olunca kesintisiz bir oturuşta üç beş bölüm götürüyorsunuz.

Baş roldeki üçlümüz süper orijinal değiller. Bir adet yakışıklı karizmatik sporcu, bir adet iyilik meleği güzel kız, bir adet antipatik nerd. Bu durum olumsuz görünse de, mevcutta kısa ve hızlı ilerleyen dizimizde karakterlere daha kolay adapte olmanızı sağlıyor. Zaten bir kaç bölüm sonra karakterlere belli bir yatırım yapmış olduğunuz için klişe halleri sizi çok rahatsız etmiyor. Bir de tabi karakterlerin tek düze halleri karakter gelişimine de yer açmış oluyor. Yine de biraz daha farklı, orijinal bir şeyler bulmak isterdim. Özellikle Kai’nin mizah unsuru olma çabası ile antipatikliği arasındaki çelişki hoşuma gitmedi ve çok eğlenceli de değildi. Diğer ikili de görsel olarak iyi ama derinlik olarak az olmuşlar. Bu durum da olayların gelişimlerinin biraz fazla öngörülebilir olmasını sağlamış.

Ana karakterler okey ama yan karakterler diziyi esas sürükleyen unsurlar. Her bölüm bir kaç tuhaf karakterle (Hatta birinin adı direkt Tuhaf Adam) karşılaşıyoruz. Mahşerin Dört Atlısı’ndan (DiscWorld’dekine az da olsa benseyen Ölüm favorim), minatorlara, zombilere, buz canavarlarına kadar fantastik dünyalarda yer alan pek çok karakter başarılı dokunuşlar ile burada yerini almış. Her birinde de diziye has bir farklılık, tat katmayı başarmışlar. Mesela bildiğimiz kapüşonlu, kör, ürkütücü bilge karakterini almışlar, bu klişelerle bir şekilde alay eden ve mizahta zirve yapan biri haline getirmişler (adı Dave bu arada) ve kendisi belki de dizinin en komik karakteri haline gelmiş. Her yan ögede bu tarz dokunuşlar mevcut. Dolayısıyla dizi yan karakterler konusunda son derece başarılı. Bu karakterlerin bulundukları yerlerin de kendi mitolojilerine uygun olarak değişiyor olması da ayrı bir artı. Yani buz canavarının ini ayrı, minatoların ini ayrı. Her bölüm ya da bölüm aşırı mekanların değişmesi de diziye ferahlık katıyor.

Çok kısa The Hollow’un bir iki eksisiden de bahsedip yazıyı tamamlayalım. Şimdi yukarıda söylediğim karakterlerin klişe olması durumu hikaye akışında da geçerli. Yani dizi genel gizem dışında kalan akışta bol bol klişelerden faydalanıyor. Son dakika kurtarmaları, olayların akışı çok farklı, çok değişik gelmeyecek, bu da bazı kişileri sıkabilir. Özellikle ilk bir kaç bölümü izlerken “Bir an önce yeni bir şeyler olmalı, yoksa bayacak” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bunun dışında dizinin 7+ olduğunu, yani çocuklara yönelik tasarlandığını unutmayın. Gergin ergenler, yukarıda saydığım artılar kesinlikle size göre değil, siz sıkılırsınız.

Sonuç

Anlamsız bir şekilde başladığım The Hollow’u hemencecik bitirmiş olmam sizde belli bir intiba uyandırmalı. Fantastik dünyalara, özellikle yan karakterlere getirdiği farklı, eğlenceli dokunuşlarla öne çıkan, gizem unsurunu başarıyla kullanan, olay örgüsünde çok çok acayip işler yaratmayan ama hikayesini fazla sulandırmadan anlatan, kendisini de alması gerektiği kadar ciddiye alan, genele baktığımızda da ortalamanın üzerinde, kendisini izletmeyi başaran bir dizi var elimizde. Çok büyük beklentiye girmeden, güzel temiz bir animasyon dizisi arayanlara tavsiye ederim. İzleyecek bir şey bulamıyorum diyenler için hoş bir sürpriz olabilir. Bir başka yazıda görüşene dek esen kalın.

Spread the love