DiziYorum – Stranger Things S02 (2017)

Uyarı: Artılar/Eksiler bölümü diziyle ilgili "Spoiler içerir"i bırak Spoiler yuvası konumunda. O sebeple genel bilgi/yorum için yazının diğer bölümlerini okumanız tavsiyedir. Zaten baştan söyleyeyim, yazıyı falan boşver git diziyi izle, sonra okursun yazıyı.

Künye

Oyuncular: Winona Ryder, David Harbour, Finn Wolfhard, Millie Bobby Brown, Gaten Matarazzo, Caleb McLaughlin, Natalia Dyer.  Joe Keery, Charlie Heaton, Sean Astin, Sadie Sink, Dacre Montgomery
Platform: Netflix
Tür: Fantastik; Gerilim, Korku
Ülke: ABD, Yayın Tarihi: 27 Ekim 2017) Bölüm Sayısı: 9

https://www.youtube.com/watch?v=2gF30baTQ3I

Giriş

80’ler adım adım geri dönüyor. Bu trendin en başarılı örneklerinden biri olan “Stranger Things”in 2.sezonu geldi ve biraz yavaşta olsa tarafımdan izlendi. Son dönem Netflix işlerinin pek tatmin edici olmaktan uzak olması durumunu, konseptin cazibesini sonuna kadar sömürmüş bir dizinin ikinci sezonu olmanın zorluğunu ekleyince ortaya pekala bir 80’ler parodisi çıkabilirdi. İlk sezonun yapıtaşları çocuklar büyümüş olup ergen moduna geçmiş, bu sebeple de ilk sezondaki şirinliklerini kaybetmiş olabilirlerdi. İlkinin aynısını yapıp klişelerle dolu bir sezon geçirebilirdik. İçiniz rahat olsun, herşey yerli yerinde. Detaylar az sonra, yazının ilerleyen kısımlarında.

Hikaye

Spoiler vermeden nasıl yapsak ki? Geçen sezon finalinde Will’i kurtarmış ama sümüklü böcek kusarken bırakmıştık. Bu sezon olaylar tam da Cadılar Bayramı zamanında Hawkins’e geliyor. Will sürekli nöbet geçirip fragmandaki canavarı görmektedir. Artık iyilik için çalıştığı havasını yaratmaya çalışan Hawkins Lab yardımcı olmaya çalışır, ama olamaz tabi. Eleven’ı bulmuş ve saklamakta olan Şerif Hopper bir yandan da çürümüş balkabaklarının gizemini araştırmaktadır. Lucas ve Dustin şehre yeni gelen cool kız Max’in peşine düşmüşlerdir. Mike da bir yandan Eleven’ın yasını tutmakta, bir yandan ekipte başka kız olmasın diye Max’i dışlamakta bir yandan da Will’e destek olmaya çalışmakta. Nancy ve Steve sevgili takılmakta ama Nancy Barbara’nın ölümünden dolayı bocalamakta, Steve de Max’in psikopat abisiyle okulun karizmatiki yarışındadır. Joyce bir yandan Will’e odaklanırken diğer yandan yeni sevgilisi Bob ile duygusal anlar yaşamaktadır. Jonathan da öyle takılmaktadır. İşler böyleyken olaylar gelişecektir.

Artılar/Eksiler

Şimdi hemen baştan yorumu yapıştırayım; bence ilk sezondan daha iyi olmuş. Yine aynı dünyada geçmesine rağmen, hem tarz olarak bazı değişiklikler yapılmış, hem de işin/olayın ölçeğini bir kat daha yukarı taşımayı başarmışlar. Tarz değişikliğini kısaca açıklayarak başlayayım, ilk sezon bilinmeyenin verdiği gerilim üzerinden ilerliyordu. Bu sezon o gerilimi biraz daha geri plana atmış, “teen slasher” dediğimiz, gençlik korku filmleri de dediğimiz tarza yakın, daha fiziksel aksiyona dayalı bir korku filmi türünü tercih etmişler. Normalde doksanlarda suyu çıkarıldığı için bu türe çok olumlu bakılmasa da burada daha 80’ler havasının olması ve türün hikaye içinde ve karakterle başarılı bir uyum içerisinde anlatılmasından dolayı yerinde bir tercih olmuş.

Ölçek büyüdü demiştim. Öncelikle hikayeler çok daha çeşitlenmiş, ilk sezon 2 ana hikaye üzerinden ilerlerken, bu sezon 13 ana karakteri gruplara bölerek pek çok ana ve yan hikaye anlatarak sıkılmanıza imkan verilmeyen bir çeşitlilik sağlanmış. İkinci olarak da bu defa başımıza bela olan karakterin de ilkine kıyasla çok daha güçlü olduğu, kaybedilen gerilim öğesini, yeni düşmanın güçleri, yapabildikleri ve planının büyüklüğü ile kapatmış olarak görünüyorlar.

Bu sezonu daha iyi kılan unsurlardan biri de, artık karakterleri tanıyor ve empati kurabiliyor olmamız. İlk sezon yeni tanıdığımız bu ekip, artık arkadaşlarımız gibi olduklarından verdikleri kararlar, yaptıkları hareketler çok daha anlamlı geliyor. Bu da hem kendinizi dizinin daha içinde hissetmenizi sağlıyor, hem de hikayenin tutarlılığını ilk elden deneyimlemenizi sağlıyor. Yani Dustin çöpte bulduğu sümüklü böceği saklamaya karar verdiğinde bu durumu yadırgamadan, “Bu Dustin de böyle manyak işte” diyebiliyorsunuz. Zaten karakterlerin de son derece sevilebilir, en az bir yönleriyle bağ kurulabilir olması sebebiyle karakter aşinalığı bu sezonun bir diğer güçlü yanı olarak öne çıkıyor.

Bu arada bu sezon katılan karakterlerin de hemen kendilerine yer bulup, hikayede önemli rol oynamalarının da (Bob başgan, ühühühü) altını çizmek lazım. Hem iyi yazılmış ve hikayeye iyi yedirilmişler, hem de oyuncu seçimleri o kadar başarılı ki, hepsi performanslarıyla aklınızda yer edinmeyi başarıyor; kahraman Bob’dan (ühühü), pislik Billy’e kadar.

Yine de tabi sezonun başarısını hikaye belirliyor ve bu çok çeşitli kollardan ilerleme işi çok iyi kotarılmış. Herkes kendine göre bir hikaye bulabiliyor rahatlıkla. Her birine de yeterli süre ve gelişim imkanı verilmiş. Lucas – Max – Dustin aşk üçgeni mesela, çok naif başlıyor, sonra son derece organik bir şekilde gelişiyor ve bu hikayenin sonunda Lucas – Max çifti ve Dustin – Steve kankalığı filizleniyor. Yani giriş gelişme sonuç hepsi tatmin edici oluyor.

Her hikaye bölümü farklı bir tema üzerinden iletliyor. Yukarıda aşk teması üzerinden arkadaşlık bağları işlenirken, Hopper – Eleven hikayesinden baba-çocuk ilişkisi işleniyor mesela. İlginç gruplandırmalar üzerinden ilginç dinamikler/sinerjiler ortaya çıkarmayı da başarmışlar. Yani geçen sezonun en cool adamı Steve ile en inek karakteri Dustin’in yakaladığı uyum paha biçilemez mesela. Hopper sert ama seven baba ile duygu seli Eleven’ın dinamiği de aynı şekilde. Hatta ilk sezonun takıntılı anne modundaki Joyce’un karakterine sevilesi Bob’un (ühühühü) etkisini bile görebilmek muhteşem hakikaten.

Bu arada hikaye içerisinde karakter gelişimleri de çok iyi verilmiş. Bunu en iyi Eleven’da görüyoruz. Korkmuş kızdan, sevecen evlata, oradan umutsuz aşığa, oradan asi gence, oradan da fedakar kahramana dönüşü sezon boyu çok iyi işleniyor. Bu arada karakterlere yeteneklerini gösterecekleri pek çok fırsat da verilmiş (buradaki gibi ya da Will’in karakter değişimi gibi) ve oyuncular da hem çocuk hem yaşlı hepsi bu fırsatı çok güzel kullanmış.

Spread the love